Archive for Temmuz, 2010


Tahmin edeceğiniz gibi badem şekerimiz kızımız İlkem.  Çocuklahayat sitesinde takip ettiğim kadarıyla çocukların mutfakta ufak tefek sorumluluklar alması gelişimleri ve kaliteli zaman geçirmek açısından önemli. Bizde bu düşünceden yola çıkarak badem şekerimizle kek yapmaya kalktık. Ben tek başıma mutfakta bomba patlatırken hangi akla hizmet kızımla girdim mutfağa onu bilmiyorum 🙂 Neyse kek için bütün malzemeleri önceden çıkarttım ki yapım aşamasında kolay olsun. Yumurta , şeker , un , kabartma tozu, yağ,süt ne gerekliyse kullanılacağı kadar kaplara yerleştirildi. İş mikser kullanmaya gelince tez canlı olan İlkem ” ben karıştırmak istiyorum ” deyince” neden olmasın ” dedim. Gerekli uyarıları yaptığımı düşünerek mikseri düşük devirde çalıştırarak badem şekerimizin ellerine güvenle teslim ettim. Herşey yolunda gözüküyordu. Sonra diğer malzemeleri de karıştırmak üzere karışıma ilave derken İlkem çalışır durumdaki mikseri havaya kaldırarak “nasıl güzel yapabiliyor muyum ” dedi. İşte o an mutfağa savrulan şeker-yumurta karışımının havada nasıl dağıldığını gördüm. Her yere nasıl da itina ile yapıştılar . Bu şok atlatıldıktan sonra keki yapmaya devam ettik. Kek fırındayken biz de ortalığa savrulan karışımı temizledik. Tezgahın üstünde kalanları İlkem yalayarak temizledi. Haaa kek nasıl mı oldu? yumurta kabukları vardı içinde bi de sürekli bakmak istediği için pek bi kabarmamıştı. Ama lezzetliydi.

Bu kek yapımı aşamasında mutfaktaki bazı cihazların daha dikkatli ve kontrollü kullanılması gerektiğini öğrendik. Herşeye rağmen o  gün o kadar çok eğlendik ki!!!!

taze meyveli kek

Aslında bu işlerden pek anlamam. Küçükken pek sokmazdı annanem beni mutfağa. ” sen anlamazsın , sen bilmezsin, zaten hayatının büyük bir kısmında mutfaktan çıkmayacaksın vb.” laflarla uzaklaştırırdı beni. Üniversite yıllarında da bekar evinde ev arkadaşlarım bu işi iyi yapardı , mutfağa beni sadece yamak olarak alırlardı . Domates getir , soğan soy, çöpü al derken bir gün ben de yemek yapmak istedim.İlk denediğim yemek ıspanaktı. 3 kişi 1 kilo ıspanak . Ben önce ıspanakları yıkadım (zor ve sevimsiz bir işti) sonrası kolaydı ne olabilirdi ki. Sırasıyla soğan kavruldu, salça kondu ıspanaklar ve pirinç tencereye kondu. Ama bir sorun vardı , tencerenin kapağı kapanmıyordu. Demek ki ıspanak fazlaydı.Tencerenin kapağı kapanacak şekilde fazla olduğunu düşündüğüm ıspanakları çıkarttım ve sorun çözüldü. Ancak piştiğinde sadece 1 tabak yemeğimiz vardı.İşte ben mutfağa bu kadar uzaktım. Derken evlenip evimin hanımı olduğumda sudan çıkmış balık misali mutfakta ne maceralar yaşadım.

Şimdi de mutfağa çok yakın olduğum söylenemez ama mutfakta zaman geçirmek , kek yapmak hem çok hoşuma gidiyor hem de gün içerisinde toplamış olduğum stresimi atmama yardımcı oluyor. Ortaya bazen güzel şeyler de çıkmıyor değil ama sonrasında mutfağa düşen bombayı toplamak yine bana kalıyor. Böyle bir bomba sonucunda ortaya çıkmış olan meyveli kekin tarifine gelince,

Malzemeler,

3 yumurta

3 su bardağı un

1 su bardağı şeker

1/2 su bardağı süt

1/2 su bardağı sıvıyağ

1 paket kabartma tozu

istenilen meyve( ben şeftali ve erik kullandım)

tarif anonim bu arada ( gazetelerin vermiş olduğu eklerden )

Şeker ve yumurtalar köpük oluncaya kadar karıştırıldıktan sonra elenmiş un , kabartma tozu, yağ ve süt karışıma eklenir. Sonra içerisine koyacağımız meyveler küp küp karışıma eklenir. 170 derece fırında pişmeye bıakılır. Kalıptan çıkarttıktan sonra fotoğraflamayı unutmuşum. Görüntü de tadı da başarılıydı.

tesadüf

Öykümüz bir savaş gemisinde başlar…

O zamanlar ben Marmaris’te  özel bir bankada çalışmaktaydım .Bir gün bitmek tükenmek bilmeyen hedeflerini tutturmak için askeri bölgede kredi kartı pazarlamasına gittim . Her ne kadar askeri bölgede olmak beni rahatsız etse de  savaş gemilerini  görmek , askeri bölgede bulunmak ilginç gelmişti. Yine bir gün  TCG Gelibolu Fırkateyninde kredi kartları ile ilgili çalışma yaparken eşimle tanıştım. Kredi kartı ile ilgili birkaç soru sordu , bütün muhabbetimiz de bu oldu. Bir daha da karşılaşmadık.

            Günler sonra bir alışveriş merkezinde tesadüf karşılaştık. İsmimi bilmediği için bana bankamın adı ile seslendi. Şaşırdım önce , sonra ayak üstü konuştuk.Ama bu konuşma sonucunda ne onun elinde bana ulaşabilecek bir telefon ne de ben de ona ulaşabilecek bir telefon oldu. Sonraki günlerde de ben eğitim için İstanbul’a gönderildim. O arada eşimin tayini çıkmış ve işlemler için İstanbul’daymış. Koskoca İstanbul’da Bakırköy ‘de karşılaştık , birbirimizden habersiz.  Aşk tesadüfleri severmiş , inandım . Daha sonrasında tesadüflerin yerini randevular aldı . Sonrası da malum…           

Hayatımdaki en önemli “evet”i  bundan 9 yıl önce bugün söyledim. Daha nice yılları birlikte sağlıkla , huzurlu ve mutlu geçiririz inşallah.

Benim çocukluğumun bir kısmı  Zonguldak’ın bir ilçesi olan Devrek’te geçti. Annem ve babam yurtdışında olduğu zamanlarda ben annanem ile kalırdım. Durum böyle olunca da arkadaş çevremin yaş ortalaması 60’tı. Bu hem bazen sıkıcı çoğu zaman eğlenceliydi.  

En keyifli anlardan biri de  ,  o zamanlar TV lerde ortalığı kasıp kavuran Brezilya dizilerini annanemin arkadaşları ile izlemekti. Yorumlar, heyecanlar anlatılmaz hakikaten. Bu diziler çok uzun yıllar devam ettiği için oyuncu kadrosunda bir sürü değişiklikler olurdu. Dizi başlamadan önceki reklam kısımlarında da bu değişiklikler belirtilirdi. Mesela” falanca oyuncumuz  hastalık sebebiyle değişmiştir.” gibi. Gene bizim ekip dizi başında iken hastalık sebebiyle oyuncu değişikliği olmuştu. Dizi devam ederken değişikliği fark eden altın kızlardan gelen yorum ” ayyyyyyy bir hastalık insanı ancak bu kadar değiştirebilir”…

Bu altın kızların tek vukuatı değil tabi ki. Aklımda kalan diğer bir anı da Naim Süleymanoğlu ile ilgili. Şaşırtıcı evet ,bu kızlar sadece dizi izlemiyorlardı. Aynı zamanda spor severler. Naim Süleymanoğlu’nun Türkiye adına katılmış olduğu  Dünya Şampiyonası da izledikleri arasında. Dua ediyorlar izlerken , güç olsun diye… Tabi kazanıyoruz ve tekrar tekrar yazyınlıyorlar aynı sahneyi . Bizim altın kızlar boş durur mu? ” Neden hep bizimkine yaptırıyorlar, çocuk yoruldu”

Eğlenceli tarafları bunlar Ama ben onlarla yaşarken bir sürü batıl inanç sahibi oldum.  Mesela elden direk keskin bir alet almam mazallah kavga ederiz.  Okunmuş pirinç olmadan sınava giremem. Nazar duası , kurşun döktürme gibi oprerasyonlara da maruz kaldığım olmuştur ki en büyük vahşet kulaklarımın delinmesidir . Evet kulak delinme operasyonu. Önce ısırgan alınır evet bildiğimiz ısırgan. O ısırgan ile kulak memesi iyicene uyuşturulur. Buradaki direnme anlamsızdır. Sonra ucu ateşte steril edilmiş yorgan iğnesi ( hani bu kocaman olan ) kulağa geçirilir. Bundan sonrası kulaklara geçirilmiş ip ile son bulur.

Artık bende nasıl bir arıza bıraktıysa kızım 7 yaşında ve hala kulakları delik değil.

Başka anılarda buluşmak üzere…

Durup Dururken

Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,

Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,

 Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,

 Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,

 Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,

 Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta,

Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,

 Durup dururken kafamda bir güneşli duman,

 Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,

Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne…

 NAZIM HİKMET

            Nazım Hikmet’i ben babamdan sevdim. Babamdan öğrenmişim ben hayata bakışımdaki çoğu ayrıntıyı hem de farkında olmadan , hem de durup dururken.

          Uzun soluklu olması dileklerimle hepinize MERHABA…

Not : Bu blogu acmamda bana tam destek olan cocukluk arkadasım Handem’e tesekkurler.

Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!