Category: Hatıralar


Yaklaşık 17 yıldır finans sektörüne hizmet etmişim. Artık bensiz de idare edebilir bu sektör diye uzun bir molaya karar verdim. Yorulduğumu hissediyordum . Sanki hiçbir şeye yetişemiyordum . Ne anneydim ne de ev hanımı. Bir yerde hata yapmıştım ama ne ? Yapmak isteyip de yapamadığım o kadar çok şey olduğuna inanıyordum ki bu mola bana ve evdekilere iyi gelecekti.

Kendimde gördüğüm problemlerden biri, zamanı değerlendirmemle ilgili idi. Örneğin en sevdiğim kitap okumayı  bile bir müddet sonra görevmiş gibi görüp bir an önce bitirme telaşına düşüyordum. Dağınık zekaydım sanki, evi toplarken bile… Salonda bulduğum anahtarı anahtarlığa takarken, anahtarlıkta bulduğum telsiz telefonu yerine koyayım derken, orda bulduğum çocuğun çorabını kirliye götürürken…. saatler geçmiş ve ben bir şeyleri  yine kaçırmıştım. Üstüne üstlük de yorgunluktan bitmiş bir halde kendimi kanepede uyuklarken buluyordum.

Çalışan anne olunca bir de çocuğun okuldaki faaliyetlere katılamama durumu var ki içler acısı.İş yerindeki toplantılar , görüşmeler , yetişmesi gereken raporlar ,ıvır zıvır durumlar nedeniyle okulda düzenlenen faaliyetlere ya hiç katılamıyordum ya da geç kalıyordum.  Tabiki tek çalışan anne ben değilim  bunun  da farkındaydım ama çocuğumun yanında olmak istiyordum.  Bebekliğinde de birçok ayrıntıyı kaçırmıştım . Sonra ne için , kim için çalışıyordum soruları kafamı bulandırmaya başladı.

Bazı günler sanırım hormonların da etkisiyle evde fırtınalar koparmaya başladım .En ufak şeyleri büyütüp huzursuzluk çıkartıyordum .Mutsuzdum ve mutsuzluğumu da etrafıma bulaştırıyordum.  Bu ruh halinden kurtulmak için denemelerim oldu ama istediğim sonuç olmadı. Bir hobim olsun istedim ama saatler ve mekan konusunda kendime uyan bir şey bulamadım.

Bütün bu olumsuzlukları birleştirdim .İş hayatının bende yarattığı olumlu ve olumsuzlukları teraziye koydum ve uzun bir molanın bana ve aileme iyi geleceğine karar verdim.

İşi bırakır bırakmaz  Ege sahillerine attık kendimizi. Tatillerimizin hiç denk gelmemesi  nedeniyle balayı bile yapamayan biz bu sene 15 gün kesintisiz tatil yaptık. Geçirdiğim en güzel yazdı.

Ben boşluğa düşeceğimi düşünürken kendimi etamin , patchwork vb. el işlerine verdim.  Fena da değildim hani.

 

Uzun yaz tatilinden sonra İstanbul’a döndüğümde halk eğitim merkezlerinin açtığı kursları kurcalarken “cam boncuk atölyesi” dikkatimi çekti. Yaklaşık 1 aydır cam boncuklarla uğraşıyorum .

Zamanı düzenli kullanıyorum artık , çocuğumun bütün etkinliklerinde yer alıyorum ve artık etüde kalmasına gerek olmuyor. Eve geldiğinde kapıyı ben açıyorum ( hep en son gelen ben olurdum ) büyük lüks içindeyim. Dağınık zeka değilim artık. Kendime de aileme de kaliteli zaman ayırabiliyorum. İlerde tekrar çalışmayı düşünür müyüm bilmiyorum ama şimdilik halimden memnumum.  Sanırım ben çalışan anne olmayı başaramayanlardanım .

Yaptığım boncuklar henüz pek bir şeye benzemiyor ama azimliyim .

Sıradan bir haftasonu !!!!

Bu hafta sonu benim için yoğun , yoğun olduğu kadar da eğlenceliydi. Mutfak sırlarının düzenlemiş olduğu 3.geleneksel barbekü partisi’ne katıldım . Barbekü’nün yapılacağı mekan oturduğumuz yere bir hayli uzak olduğu için sabah üşensem de sonrasında oraya gittiğim için çok mutlu oldum.  Mangal kokusu , dondurmaların serinliği , sohbetin sıcaklığı çok güzeldi. Tekrar teşekkürler mutfak sırları..

Her zaman gittiğimiz ya da gidebildiğimiz bir yer olmadığı için Taksim’i gezmek fikri bütün aile bireylerine cazip geldi. Karnaval alanı gibiydi , her yer rengarenkti. Badem şekeri bu kadar kalabalığı karşısında görünce önce bir şaşırdı ama sonra ortama ayak uydurdu. Adım başı yapılan etkinlikler , minik konserler , gösteriler vb. ona çok ilginç geldi. Sanki yaşadığımız şehirde turist gibiydik. Şaşkınlık içerisinde etrafı gözlemliyordu .Farkına varmadan o kadar çok yürümüşüz ki …

Bir önceki günün yorgunluğunu daha üzerimden atamadan  pazar günü temizlik ne rahat sitesinden kazanmış olduğum bez çanta yapımı için yapyapıstır.com atölyesine gittim .  Bu atölyede öyle sadece bez çanta yapılmıyor . Görünüşte küçük ama çok sıcak bir mekan. Orda yapılacaklarsa tamamen hayal gücü ile sınırlı . Bugün bizlerde temizlik süngerleri ile bez çantalarımıza çeşitli şekillerle baskılar yaptık. Olayın  heyecanına kendimi o kadar kaptırmışım ki  hiç fotoğraf çekmemişim. Elimdeki tek kare kendi yaptığım çanta !

taşınmak

Zordur asker eşi olmak. Bu zorluklardan biri de taşınmaktır. Kısa sürelerde eviniz değişir , çevreniz değişir , komşularınız ve hatta dostluklarınız bile değişir. Hatıralarınız kolilerin içinde o evden bu eve taşınır , çoğu zaman yeni anlamlar kazanırlar. Bu taşınma sırasında da en çok evin en küçüğü etkilenir. İlk taşındığımızda badem şekeri 4 yaşına yeni girmişti. Eşyalar toparlanıyordu, o anlam vermeye çalışıyordu. Dilimiz döndüğünce , anlayabileceğini düşündüğümüz haliyle durumu anlatmaya çalıştık ama minik dünyasında kendince büyük korkuları vardı. Oyuncakları ne olacaktı? Yatağı ? Ya arkadaşları? Onun da bir kolisi oldu oyuncaklarını doldurduğu , korkularını, heyecanlarını yerleştirdiği. Onun için de zor oldu ilk taşınma.

Sonrasında alıştık galiba taşınmalara. Hatta artık o kadar tecrübe kazandık ki 1 günde evi toplayabiliyoruz. Eşyaları efektif kullanmayı bile öğrendik bu taşınmalar esnasında.Bir dolap yaptırmıştık ilk evimizde,banyoda yeterli dolap yok diye. Her yeni evde o dolap bir mutfağa yerleşti, bir koridorda kaldı hatta bir evimizde ayakkabılık bile oldu. Bazı taşınmalar esnasında birkaç eşyayı eski evde bıraktık , cezalılar gibi. Taşınmanın en sevdiğim tarafı da genel temizlik . Hem gereksiz eşyalardan da kurtuluyoruz. Gerçi bir taşınma esnasında rondomuzu diğerinde de tencere kapağımızı kaybettik , ama o kadar da olur dedik aldırmadık.                 En son taşınmamız geçen hafta oldu. Ama hiç bu kadar haince ve işi bilmeden yapan bir firma ile taşınmamıştık. Neredeyse zarar görmemiş hiçbir eşyamız kalmadı. Eşyaların dışında evdeki ufak tefek aksilikler de beni delirtti. En son tesisatçıyı biraz fazla sıkıştırmışım ki adamcağız çıkarken eşime “ abi Allah sana kolaylık versin “ dedi. Ama benim anlamadığım neden herkes işini düzgün yapmaz ? Neden baştan savma iş yapılır ve neden beğenmediğinde suç bir de beğenmeyen tarafta olur? Bu iş hep mi böyledir ?       

            Bu arada taşınalı 2 hafta oldu. Dolaplar gelmedi , mutfak lavabosu hala akıyor , taşıyıcı firma desen kendi aleminde .

Günler geçerken…

Günler geçerken,

Aslında yaz boyunca yazmak istediğim çok şey oldu. Ama bir türlü fırsat bulup yazamadım. Sonra düşündüm yetişsek de , kovalasak da , sıkılsak da , mutlu da olsak üzgün de olsak  günler geçiyor , geçiyor da ömürden gittiğinin farkında mıyız ?

Simto Alev’in geçen gün bir sosyal paylaşım sitesinde “ hepimiz ölüyoruz” diye yazdığı bir yorum beni inanılmaz  etkiledi.  Doğru  , sona doğru yaşıyoruz.

Lisedeyken ( gençlik aklımızı 5 karış havada alıkoymuşken ) günler bazen çok sıkıcı olabiliyordu. Saçlarımızı beğenmiyorduk, kıyafetlerimizi uyumlu bulmuyorduk vb. basit sebepler moralimi bozuyordu ve o günün hemen geçmesini istiyorduk. Bu sıkıcı günlerin çabuk geçmesini istediğimiz bir gün öğretmenlerimizden biri “ siz mi günü yediniz gün mü sizi “ dedi. O zaman gülüp geçtiğimiz bu cümle şimdi ne kadar da anlam kazandı.

Bunları neden mi yazdım? Farkında olalım diye. Sahip olduklarımıza şükredip , basit şeylere üzülüp , sinirlenip çevremizdekileri de üzmeyelim , mutlu olalım diye. Bu söylediklerim her zaman mümkün olmayabiliyor tabi ki  ama en azından daha hoşgörülü olursak bir şey kaybetmeyiz diye düşünüyorum.

MUĞLA SİMİDİ

MUĞLA SİMİDİ

Muğla’yla tanışmam ilk okul yıllarıma rastlar. Babamın gençliği dedemin mesleği nedeniyle Muğla’da – Marmaris’te geçmiş. O nedenle sanki baba memleketi gibi benim için. O zamanlar Marmaris’e tatile giderken Muğla’da babamın çocukluğunda önemli yeri olan komşu teyzeye uğramadan tatile başlayamazdık. Gerçi ben bu ziyaretleri pek sevmezdim , çocukluk işte. Komşu teyze tam bir ege kadınıydı . Konuşması , şivesi çok ilginç gelirdi bana.

 Yedirmeden içirmeden yolumuza devam etmemize izin vermezdi. İşte ben Muğla simidini ondan öğrendim.

            Bu hikayenin üzerinden belki 20 yıl geçti . Artık komşu teyze de babam da yok… Ama bazı alışkanlıklar hiç değişmedi.Biz hala tatillerimizi Marmaris’te geçiriyoruz ve  Muğla’ya  uğrayıp “Muğla simidi” almadan yola devam edemiyoruz.

tesadüf

Öykümüz bir savaş gemisinde başlar…

O zamanlar ben Marmaris’te  özel bir bankada çalışmaktaydım .Bir gün bitmek tükenmek bilmeyen hedeflerini tutturmak için askeri bölgede kredi kartı pazarlamasına gittim . Her ne kadar askeri bölgede olmak beni rahatsız etse de  savaş gemilerini  görmek , askeri bölgede bulunmak ilginç gelmişti. Yine bir gün  TCG Gelibolu Fırkateyninde kredi kartları ile ilgili çalışma yaparken eşimle tanıştım. Kredi kartı ile ilgili birkaç soru sordu , bütün muhabbetimiz de bu oldu. Bir daha da karşılaşmadık.

            Günler sonra bir alışveriş merkezinde tesadüf karşılaştık. İsmimi bilmediği için bana bankamın adı ile seslendi. Şaşırdım önce , sonra ayak üstü konuştuk.Ama bu konuşma sonucunda ne onun elinde bana ulaşabilecek bir telefon ne de ben de ona ulaşabilecek bir telefon oldu. Sonraki günlerde de ben eğitim için İstanbul’a gönderildim. O arada eşimin tayini çıkmış ve işlemler için İstanbul’daymış. Koskoca İstanbul’da Bakırköy ‘de karşılaştık , birbirimizden habersiz.  Aşk tesadüfleri severmiş , inandım . Daha sonrasında tesadüflerin yerini randevular aldı . Sonrası da malum…           

Hayatımdaki en önemli “evet”i  bundan 9 yıl önce bugün söyledim. Daha nice yılları birlikte sağlıkla , huzurlu ve mutlu geçiririz inşallah.

Benim çocukluğumun bir kısmı  Zonguldak’ın bir ilçesi olan Devrek’te geçti. Annem ve babam yurtdışında olduğu zamanlarda ben annanem ile kalırdım. Durum böyle olunca da arkadaş çevremin yaş ortalaması 60’tı. Bu hem bazen sıkıcı çoğu zaman eğlenceliydi.  

En keyifli anlardan biri de  ,  o zamanlar TV lerde ortalığı kasıp kavuran Brezilya dizilerini annanemin arkadaşları ile izlemekti. Yorumlar, heyecanlar anlatılmaz hakikaten. Bu diziler çok uzun yıllar devam ettiği için oyuncu kadrosunda bir sürü değişiklikler olurdu. Dizi başlamadan önceki reklam kısımlarında da bu değişiklikler belirtilirdi. Mesela” falanca oyuncumuz  hastalık sebebiyle değişmiştir.” gibi. Gene bizim ekip dizi başında iken hastalık sebebiyle oyuncu değişikliği olmuştu. Dizi devam ederken değişikliği fark eden altın kızlardan gelen yorum ” ayyyyyyy bir hastalık insanı ancak bu kadar değiştirebilir”…

Bu altın kızların tek vukuatı değil tabi ki. Aklımda kalan diğer bir anı da Naim Süleymanoğlu ile ilgili. Şaşırtıcı evet ,bu kızlar sadece dizi izlemiyorlardı. Aynı zamanda spor severler. Naim Süleymanoğlu’nun Türkiye adına katılmış olduğu  Dünya Şampiyonası da izledikleri arasında. Dua ediyorlar izlerken , güç olsun diye… Tabi kazanıyoruz ve tekrar tekrar yazyınlıyorlar aynı sahneyi . Bizim altın kızlar boş durur mu? ” Neden hep bizimkine yaptırıyorlar, çocuk yoruldu”

Eğlenceli tarafları bunlar Ama ben onlarla yaşarken bir sürü batıl inanç sahibi oldum.  Mesela elden direk keskin bir alet almam mazallah kavga ederiz.  Okunmuş pirinç olmadan sınava giremem. Nazar duası , kurşun döktürme gibi oprerasyonlara da maruz kaldığım olmuştur ki en büyük vahşet kulaklarımın delinmesidir . Evet kulak delinme operasyonu. Önce ısırgan alınır evet bildiğimiz ısırgan. O ısırgan ile kulak memesi iyicene uyuşturulur. Buradaki direnme anlamsızdır. Sonra ucu ateşte steril edilmiş yorgan iğnesi ( hani bu kocaman olan ) kulağa geçirilir. Bundan sonrası kulaklara geçirilmiş ip ile son bulur.

Artık bende nasıl bir arıza bıraktıysa kızım 7 yaşında ve hala kulakları delik değil.

Başka anılarda buluşmak üzere…

Durup Dururken

Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,

Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,

 Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,

 Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,

 Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,

 Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta,

Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,

 Durup dururken kafamda bir güneşli duman,

 Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,

Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne…

 NAZIM HİKMET

            Nazım Hikmet’i ben babamdan sevdim. Babamdan öğrenmişim ben hayata bakışımdaki çoğu ayrıntıyı hem de farkında olmadan , hem de durup dururken.

          Uzun soluklu olması dileklerimle hepinize MERHABA…

Not : Bu blogu acmamda bana tam destek olan cocukluk arkadasım Handem’e tesekkurler.