Latest Entries »

                19 Mayıs günü cadının sınıf arkadaşları ile beraber hazırladığı “İstanbul Okulumuzda” projesinin tanıtım görevi vardı. Proje, İstanbul’un tarihi güzelliklerinin çocuklar tarafından maketleştirilmiş olmasıydı . Belediyenin düzenlemiş olduğu Bilim , Kültür ,Sanat Festivali ile de bizim bıdıklar projelerini tanıtma fırsatı buldular.

   

 

18 Mayıs akşamı heyecandan uyunamadı , kıyafetler özenle hazırlandı , tanıtım kartları defalarca tekrar edildi. Kızımın heyecanına biz de ortak olduk , neticede ilk tanıtımıydı.

Görev alanına erken giderek 19 Mayıs Çelenk Koyma Törenine katıldık. Sonra projemizi tanıtmak üzere fuardaki yerimizi aldık. Cadı 3 sınıf arkadaşı ile görev paylaşımı yaparak ve standı ziyarete gelenlere gerekli tanıtımı yaptı. Heyecanı azaldı ama coşkusu  asla. Yaklaşık 4 saat ayakta kaldı ama hiç şikayet etmedi , kuralların dışına çıkmadı , standın başından hiç ayrılmadı , gelen herkese önce kendini sonra projesini tanıttı . Kızımı böyle izlerken gözlerim doldu , ne zaman bu kadar büyümüştü ki?

Tabii hep kızımı izlemedim fuarı da gezdim . O kadar güzel projeler vardı ki hayran kaldım. Geri dönüşüm projeleri ,deprem uyarıcıları , ebru sanatları , koku yapmayan çöp kovası  vb. düşünülmüş , emek harcanmış bir sürü proje vardı. Bunlar da benim objektifime takılanlar .   

Reklamlar

Hayatın en büyük hediyesi,

Geri dönüşü olmayan bir sorumluluk ,

Karşılıksız , en büyük sevgi, gerçek aşk,

En sağlam dostluk , en güvenilir arkadaş….

Teşekkürler badem şekeri , sayende anne oldum.

23 Nisan

 

Bayram hep çikolata, şeker demek, ama bu bayram bambaşka .

Yürüdük bandoyla bayraklarla.  İLKEM

Ata’mıza sözümüz var , ulusumuz , egemenliğimiz , Cumhuriyetimiz onlara emanet .23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı hepimize kutlu olsun.

ilk tarif

Ben küçükken Milliyet Çocuk Dergisine bayılırdım. “2 resim arasındaki 7 farkı bulun” en sevdiğim bölümdü. Ancak bu dergiyi her zaman alamazdım, kuzenimin okuduklarını toplar saatlerce vakit geçirirdim. Ama ilk ben okumuş olmayı çok isterdim.

            Çocukluğumdan kalan bu okuma isteğinden midir bilmem ama kızımı büyütürken de ona kitap okumaya özen gösterdim.Klasik masallar , uydurma hikayeler , anılar vb. birçok şey okuyup anlattım. Daha okuma yazma bilmediği zamanlarda bile gittiğimiz alış veriş merkezlerinde oyuncaklardan çok dergiler dikkatini çekmeye başlayınca aylık bir dergiye abone olma fikri kafamda oturmaya başlamıştı. Tabii daha çok erkendi ama ben hemen olsun istiyordum. Beklemek benim için zor oldu .

            Kızım 3- 4 yaşlarındayken ilk dergi tecrübemiz de “meraklı minik “ oldu. O dergiden çok şey öğrendik anne – kız. Bir keresinde su altı gözlem aracı yapmıştık yoğurt kabı ile. Çalışan bir anne olduğum için kızımla kaliteli zaman geçirmek bana da iyi geliyordu aslında.  Bu dergi belki de bana daha çok şey katmıştı.

            Badem şekerinin  okuma yazma öğrenmeye başlaması ile bu dergiler daha ilginç olmaya başladı. Artık merak ettiği çoğu şeyi kendisi okuyabiliyordu. O zaman “ Bilim Çocuk” la tanıştı.

            Bu ayki “ Bilim Çocuk” kızımın hayalleriyle dolu. İleride aşçı olmak isteyen kızım ilk tarifini bu ay uyguladı. Benim de yardımcı olduğum bu “meyve buz” tarifini sizlerle paylaşıyorum.

Mevsim meyveleri püre haline getirilir ve buzlukta dayanıklı bir kap içerisinde dondurulur. Tarif üç aşağı beş yukarı bu şekilde . Biz kivi ve portakaldan yaptık meyve buzumuzu. Önce meyveleri soyup irice doğradık sonra blendar’dan geçirerek püre haline getirdik. Evde buzluğa koymak için uygun olan kaplar büyük gelince püremizi buz torbasına koyduk. En zor kısmı “olmuş mu?” diye beklemek oldu.  Zaten olması gerekenden daha az buz olarak ve sadece soğuk meyve gibi yendi.

         Sanırım küçükken isteyip de yapamadıklarımın çocuğum tarafından yapılmasından mutlu oluyorum.

                                

sabırla aşk

 

SABIRLA AŞK

Sabır aşka kâr etmez , sabırla aşk bir arada bulunamaz . Akıl aşığın feryadına yetişemez , derdine derman olamaz . ( Mevlana )

 

Hiçbir zaman kelimelerle aram iyi olmadı o yüzden anlatamadım duygularımı.

 Dilimin döndüğünce ;

Sabırlı aşık olduğun için ( mevlanaya göre imkansızmış ) , hayatıma girdiğin için , beni hep mutlu ettiğin için , her zaman yanımda olup bana hep destek olduğun için teşekkür ederim. İyi ki varsın.

            Doğumgünün kutlu olsun Canım.

 

tığ işi

Örgü örmek hep yapmak istediğim ama şimdiye kadar denemediğim bir uğraştı. Şubat tatili sebebiyle annem ve annanemin bize gelmesiyle örgüyle tanıştım. Her ne kadar yapmak istesem de “sen yapamazsın” başladığını bitiremezsin” “ziyan etme yünleri “ gibi olumsuz eleştirileri göz ardı edip kendime yünler ve tığ aldım. Sonrasında http://www.temizliknerahat.com/blog/cani-sikilanlara-eglenceli-bir-oneri okuduğum yazıyla yapmam gerektiğini de kafama yerleştirdim.

            Tabii ben yünlerle şimdilik ne yaptığımı bilmeden eğlenceli zaman geçiririm de badem şekerim eksik mi kalır. O da aldı eline tığ ve yünlerini… Manzara budur…

            

 Benim ördüğüm modelin adı “su dalgası”, ama ben “mehter takımı ” adını taktım . Bir sıra örüyorum 3 sıra söküyorum. Benim tığ işi de bu kadar oldu 🙂                                                                        

Çalışan anne olunca…

Ben çalışan bir anneyim . Durumun getirisi olarak da çocuğumun okulunda düzenlenen bazı özel zamanlarını  kaçırıyorum. Badem şekerim en çok da sınıfın düzenlediği gezilere , eğlencelere katılamamış olmamı anlamakla beraber içten içe üzülüyor. Yine de kendince , beni teselli etmeye çalışıyor. “ gelen anneler de zaten ortalığı toparlıyor, çantaları ayarlıyor ,  o yüzden çok da gelmene gerek yok” diyor. Kızım bana bunları söylerken  aslında ben daha çok üzülüyorum ve vicdan azabım tavan yapıyor ama yine de gösterdiği olgunluk gurur verici.

En son yılbaşı eğlencesi için sınıfta verilecek parti gündemimize oturdu.  

Büyük kurtarıcılarım olan Handem’den ve Aysem’den almış olduğum tariflerle kızımın sınıf arkadaşları için cupcake’ler  yaptım.  Ben bu konularda pratik olmadığım için kekleri yapıp bitirmem gece 2’ye kadar sürdü. Ama kendimce hiç yorulmuyordum çünkü vicdan azabımım bedelini ödüyordum sanki.

         O gün sınıfa elimde keklerde girdiğimde badem  şekerim o kadar sevindi ki ….  Gözyaşlarım içime aktı.

 

Masallarla Yasamak

 

Çocukluğumda masalları “uykudan önce” programıyla Adile Naşit’ten dinlerdik. Hiç bana masal okunduğunu hatırlamıyorum . Okuma yazma öğrenmemle birlikte kendi masallarımı kendim okudum . Okumayı hep çok sevdim ama asla kendimce bir şeyler yazayım diye hiç düşünmedim , düşünemedim. Yazan bir grup vardı nasıl olsa , onlar yazar ben okurum diye düşündüm herhalde…        

Bebekliğinde kızımı uyuturken de ona hep masallar okudum , onun ne kadar etkilendiğini fark etmeden hem de. Konuşmaya başladığında kurtla karşılaşmamak için kırmızı şapka takmak istemedi , bazı masalları sorgulamaya başladı . Ne kadar saçma , keşke bu şekilde olmasaydı vb. tepkiler vermeye başladı. Bu yüzden “ kibritçi kız “ ı hiç okuyamadık. Herhangi bir kitapçıya gittiğimizde kitapların başından ayıramıyorduk. Gerçi hala öyle . Birkaç kitabı toplayıp kapaklarını düzenlemeye çalışıyordu , renklerini beğendiklerini ayrı koyuyordu . Adeta kitap reyonunu yeniden düzenliyordu .  

Okul çağı gelip de okuma yazma öğrendiğinde bu durum birkaç değişiklik göstererek

devam etti .  Şimdilerde ise kendi masallarını kendisi yazmaya başladı. Resimler çizerek de yazdıklarını pekiştirdi. Şimdi küçük hikayeleri var. Kendi dünyasında…

 

9 Kasım

9 Kasım 1968 hikayenin başlangıç tarihi. Ben bu tarihi hatırlamıyorum.

Ama tam 41 yıl sonra 9 Kasım 2009 tarihini net hatırlıyorum.

Babam mide kanseri teşhisi ile 6 Kasım 2009 yılında ameliyat oldu . Ameliyattan çıkması uzun sürdü , gerçi bu iyiye işaretmiş koridorda beklerken öğrendim. Ameliyat başarılıydı ama bir çok şey için geç kalınmıştı. Doktorlar pek umutlu konuşmamıştı ama ben biliyordum babam kuvvetliydi ve kalkardı ayağa.

Sonrasında yoğun bakıma alındı , ertesi gün odaya geldi. Güçlü babam 2 günde kendine geldi ve bana 9 kasım için hastaneye pasta ve çiçek siparişi verdi. Kutlayacak bir evlilik yıldönümümüz vardı. Ailecek kutladığımız son kare oldu o fotoğraf.

            Evet baba bugün 9 Kasım. Pasta ve çiçekler sipariş ettiğin gibi adrese gönderildi. Gözün arkada kalmasın.

“Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun.”

cumhuriyet

 

20 Nisan 1994  Ahmet Taner Kışlalı Cumhuriyet Gazetesinde yazdığı yazı

“ Yıllardır rozet takmazdım.

Ortaokulda Fenerbahçe rozeti taşıdığımı anımsıyorum.Kabataş Lisesi ve SBF’de öğrenci iken de eğitimimi yaptığım bu saygın kurumların rozetini taşımıştım.

Ama öğrencilik yaşamımın sona ermesinden bu yana , yakam hep boş kaldı.

Halen taşıma hakkına sahip bulunduğum TBMM üyesi rozetini satın bile almadım. Üyesi olmakla her zaman onur duyduğum Atatürk’ün kurduğu partinin rozetini takmak gereğini de duymazdım.

Şimdi ise yakamda Atatürk rozeti var.

Taşımak gereği duymayıncaya kadar taşıyacağım.

Tıpkı evimin salonundaki Atatürk fotoğrafı gibi…”

Atatürk’ün rozetini, fotoğraflarını , posterlerini taşımak zorunda olduğumuz Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.